31 Ekim 2013 Perşembe

ÇEKİLMEYİ BEKLEYEN TESBİH

 Bir öğlen vakti ezan okunurken aklına namaz kılmak gelen biri,
Cami'ye girer ve ne görse iyi? Bomboş...
Tesbihler etrafa dağılmış yalnız başına,
Bir tane tesbih aldı ve baktı,
Kırmızı ve siyah bir tesbih, çekilmeyi bekliyor...

30 Ekim 2013 Çarşamba

IŞIKLARIN ARDINDA


 Üç tane ışık vardı solumda, ışıkların ardında yaşayan insanlar var. Ağaçların ortasında bir yoldayım, düşünceler eşliğinde yoluma gidiyorum, vardığımda ışıkları göremiyorum ne ışıkları ne arkasında ki insanları.
DÖKÜLEN YAPRAKLAR


Bir hafta sonu yolda öylece yürürken yaprakları gördüm, dökülen yaprakların üzerine bastığımda çıkan ses hoşuma gitti sonra mavi ceketimi koluma taktım yoluma devam ettim, arkamda yeşil ağaçlar önümde dökülen yapraklara inat.


29 Ekim 2013 Salı

KİM BİLİR?
Bağırıyor mu? Daha da abartıp haykırıyor mu?
Esniyor mu?
Sadece poz mu veriyor?
Kocaman bi ısırık almak için mi bekliyor?
Neyse ne...
İçinden geldiği gibi davranıyor sonuçta, çoğumuzun, büyük bi çoğunluğun yapamadığını yapıyor.

(Yine aynı bağ, bahçe turunda çekildi)

                    Oğuzhan Pekgürler
                              Hatay, Erzin.
ROAD TO NOTHING
İnanın bu yol nereye çıkıyor, nereye gidiyoruz, ne olacağız bilmiyoruz.
Sadece bi arazi aracının arkasında oturmuş gidiyoruz.
Niye gidiyoruz?
Çünkü gitmek istiyoruz, yolun bittiği yer önemli değil.
Ha madem öylesine bi şeyler yapıp duruyoruz.
Bağ, bahçe, çamur, bataklık dolaşıp duruyoruz.
O zaman ayağa kalkıp öylesine fotoğraf çekelim diyoruz.
Hiçbi yere çıkmayan o yolda giderken onlarca fotoğraf çekiyoruz ve içlerinden en elle tutulur olanını da şimdi sizinle paylaşıyoruz efendim, sevgiler.

                    Oğuzhan Pekgürler
                               Hatay, Erzin.


25 Ekim 2013 Cuma

ŞAH AT
En güzeli ne biliyor musunuz?
Hayalini kuruyorsunuz.
Yine kuruyorsunuz.
Biraz daha kuruyor ve eksiklerini gideriyorsunuz.
Sonra hayalinizi inşa ettiğiniz soyut parçaların, gerçek hayattaki karşılıklarını bulmaya çalışıyorsunuz.
Yoksa sadece hayal olarak kalır.
Bulduğunuz parçaları, aynı hayal ettiğiniz gibi yerleştiriyorsunuz, kendi küçük stüdyonuzda.
Stüdyo deyince heyecanlanmayın, bu fotoğraf bi yazlık banyosunda çekildi.
Neyse geçiyorsunuz makine başına.
Eğer o ana kadar her şey yolunda gitmişse
Vizörden baktığınız an, kendinizi yarattığınız o hayal dünyasını seyrediyormuş gibi hissediyorsunuz.
Gözleriniz kapalıyken ne düşündüyseniz, karşınızda duruyor ve siz bunu ölümsüzleştiriyorsunuz.
İnsanlara kurduğunuz bi hayali anlatmak yerine, gerçekleştirdiğiniz hayalleri sunuyorsunuz.

                     Oğuzhan Pekgürler
                               Hatay, Yeşilköy.

ADINI SİZ KOYUN
Fotoğraflanmış, öylesine bi an işte. Ne bi amacı var, ne bi hazırlığı. E fotoğrafçılık da bazen bunları gerektirmez mi zaten?

                     Oğuzhan Pekgürler
                               Hatay, Yeşilköy.

9 Ekim 2013 Çarşamba

LET'S DRINK TONIGHT
Çoğu insanın değişmeyen, basit, alışılmış ve sıkıcı yorumudur; O acı şeyi içmekten ne anlıyorsun!

Tadı viskiden daha acı gelen şeyler hazmetmemiş bünyeleri daha önce,
Haberleri yok bu acı tat çoğuna, diğerlerinin yanında tatlı geliyor.
Bunsuz olmaz mı?
Olur.
Uyuyamazsın uzunca bi süre,
Biraz da gülmeyi unutursun alt tarafı,
Sonrası bilindik zaten.
Yukarıda duran şişe sadece işler yolunda gidiyormuş hissine kapılmanı sağlar, hepsi bu.

                    Oğuzhan Pekgürler
                              Ankara, Ümitköy.

8 Ekim 2013 Salı

SABREDEN DERVİŞ
Hava sıcak. Göründüğü gibi kız kulesini karşımıza almış oturuyoruz. Yanımda Fazıl. Nam-ı değer Fadıl. Denizi, gün batımını ve tabii ki kız kulesini seyretmek için güzel düşünüp, basamaklara yün kaplamalı minderler atmışlar. Sıcak havaya bi de bu ekleniyor. İyiden iyiye yakıyor bizi minderler.
Neyse elimizde makinelerimiz. Doğru anı yakalamaya çalışıyoruz. Martı, gün batımı, kız kulesi üçlüsünü. Tabii camiler, tekneler falan ayrı bi hava katmıyor değil. Ama bi sıkıntı var ki martılar kadraja girmemekte ısrarcı.
Bi yandan sohbet muhabbet. Diğer yandan "bu sefer girecek mi acaba?" telaşı, derken güneş battı batacak.
Artık umutlar tam tükenmek üzereyken, bi martı takılıyor gözüme. Tek gözüm vizörde, diğeri ise kontrol amaçlı açık, martıyı seyretmekte. Süzüle süzüle geliyor bizimkisi. Kadrajıma girdiği anda basıyorum deklanşöre ve heyecanla açıyorum fotoğrafı. Karşıma bu çok beğendiğim ve sizin de beğeneceğinizi düşündüğüm fotoğraf çıkıyor. 
O an, güneşin yavaş yavaş batmasıyla gelen serinlik ve bu kareyi yakalamanın verdiği mutluluk birleşince, tadından yenmez bi hal alıyor. 
Fadıl da durumu güzel özetliyor, "ee kardeşim, sabreden derviş muradına ermiş".

                    İstanbul, Üsküdar.
KİMSE FARKINDA DEĞİL Mİ?
Herkese neler oluyor?
Neden komşular birbirini tanımıyor?
Eli dolu olan birine neden yardım etmiyorlar?
Eli dolu olan neden yardım istemeye korkuyor?
Şurada ki yaşlı adam ayaktayken, neden bu genç oturuyor?
Kimse yok mu? Şu sıcağın bağrında tekerlekli sandalyesiyle gitmeye çalışan kadına yardım edecek?
Neden kimse eskisi gibi düşünmüyor?
Neden herkes bi çıkar peşinde koşup insanları aldatıyor?
Aynı zamanda kendi de aldatılıyor, bu düzen hoşlarına mı gidiyor?
En azından annesini kaybeden şu çocuğa yardım eden birisi çıktı.
Demek hala içlerinde insanlığını yitirmemişler var.
Güvenebileceklerimiz var.
Ama neden eskisi kadar çok değiller?

                     Oğuzhan Pekgürler
                               İstanbul, Sirkeci.
UÇAMAZ AMA UÇUYORMUŞ GİBİ DAVRANABİLİR
Siz yapabilir misiniz?

Uçamazken, uçuyormuş gibi,
Mutsuzken, mutluymuş gibi,
Yoksulken, zenginmiş gibi,
Hiçbir şeye sahip değilken, aslında sahipmiş gibi,

Davranabilir misiniz?

                               Oğuzhan Pekgürler
                                         Hatay, Dörtyol.

7 Ekim 2013 Pazartesi

AKORDEONCU ÇOCUK
Belki hiçbirimizin etmediği kadar nefret etmiş müzikten, bilemeyiz. Ama bakışları öyle söylüyor bu çocuğun. İçinden çalmak gelmiyor, parmak ezberini konuşturuyor sadece. Hayalini kurduğu şeyler için konuşturuyor.

                       İstanbul, İstiklal Caddesi.

6 Ekim 2013 Pazar

ALWAYS A SMILE FACE
Çoğu insanın yapmayı başaramadığı şeyi yapıyor, yüzünden gülümsemesini eksik etmiyor. Onu üzen şeyler yok mu? Gülümsemesiyle sizin böyle düşünmenizi sağlıyor. Belki de şöyle düşünüyor, "en azından üzülecek iyi nedenlerim var", ama saklıyor duygularını ve gülümsüyor. Kahkaha atıyor. Gün boyu yüzlerce insanın saçmalıklarını umursamıyor bile. Tam tersini yaparsa yine kendi kaybedecek biliyor. Kendini kandırmıyor. Sadece bizleri kandırıyor.

                     Oğuzhan Pekgürler
                               İstanbul, Eminönü.