SABREDEN DERVİŞ
Hava sıcak. Göründüğü gibi kız kulesini karşımıza almış oturuyoruz. Yanımda Fazıl. Nam-ı değer Fadıl. Denizi, gün batımını ve tabii ki kız kulesini seyretmek için güzel düşünüp, basamaklara yün kaplamalı minderler atmışlar. Sıcak havaya bi de bu ekleniyor. İyiden iyiye yakıyor bizi minderler.
Neyse elimizde makinelerimiz. Doğru anı yakalamaya çalışıyoruz. Martı, gün batımı, kız kulesi üçlüsünü. Tabii camiler, tekneler falan ayrı bi hava katmıyor değil. Ama bi sıkıntı var ki martılar kadraja girmemekte ısrarcı.
Bi yandan sohbet muhabbet. Diğer yandan "bu sefer girecek mi acaba?" telaşı, derken güneş battı batacak.
Artık umutlar tam tükenmek üzereyken, bi martı takılıyor gözüme. Tek gözüm vizörde, diğeri ise kontrol amaçlı açık, martıyı seyretmekte. Süzüle süzüle geliyor bizimkisi. Kadrajıma girdiği anda basıyorum deklanşöre ve heyecanla açıyorum fotoğrafı. Karşıma bu çok beğendiğim ve sizin de beğeneceğinizi düşündüğüm fotoğraf çıkıyor.
O an, güneşin yavaş yavaş batmasıyla gelen serinlik ve bu kareyi yakalamanın verdiği mutluluk birleşince, tadından yenmez bi hal alıyor.
Fadıl da durumu güzel özetliyor, "ee kardeşim, sabreden derviş muradına ermiş".
İstanbul, Üsküdar.